Çam Fazla Sulanırsa Ne Olur? Bir Bahçenin İçinde Kayıp Giden Duygular
Kayseri’nin Sert Rüzgârlarında Küçük Bir Bahçe
Kayseri’de büyümek, rüzgârla erken tanışmak demekti. Sert, keskin ve insanın yüzüne çarpan bir rüzgâr… Çocukluğumdan beri o rüzgârın içinde büyüdüm. Evimizin arka bahçesi ise benim için başka bir dünyaydı. Toprağın kokusu, yazın kavuran güneşi ve kışın toprağı çatlatan soğuk… Hepsi bir aradaydı.
O bahçede en çok dikkatimi çeken şey ise tek bir çamdı. Babam dikmişti. Ben küçükken, “Bu ağaç büyüdüğünde sen de büyümüş olacaksın,” demişti. O zamanlar bunun ne demek olduğunu anlamamıştım. Ama yıllar geçtikçe o çam, sanki benim büyüme çizelgem oldu.
Her gün not aldığım küçük defterimde o çamla ilgili şeyler yazardım. Kaç santim uzadı, rüzgârda nasıl eğildi, yaprakları nasıl koktu… Ama bir gün o deftere yazdıklarım değişti. Çünkü bir şeyleri yanlış yaptığımı fark ettim.
Su Vermekle Boğmak Arasındaki İnce Çizgi
O yaz, hayatımın en tuhaf yazlarından biriydi. Üniversiteden yeni dönmüştüm, içimde garip bir boşluk vardı. Sanki bir şeyleri yetiştirememişim gibi… Kayseri’nin o kuru havasında bile içimde nemli bir sıkışma hissi taşıyordum.
Bahçedeki çam bana iyi geliyordu. Ona bakmak, toprağıyla uğraşmak, sanki içimdeki dağınıklığı toparlıyordu. O yüzden her sabah erken kalkıp onu sulamaya başladım. Önce az az… sonra biraz daha… sonra fark etmeden her gün.
Bir gün defterime şunu yazmışım:
“Bugün çama biraz daha su verdim. Toprak kuruydu, eminim iyi geldi.”
Ama aslında iyi gelmiyordu.
Bunu anlamam zaman aldı.
Çam Fazla Sulanırsa Ne Olur? İlk İşaretler
Başta hiçbir şey fark etmedim. Ağaç hâlâ yeşildi. Hâlâ dimdik duruyordu. Ama bazı küçük değişiklikler vardı. İğneleri daha mat görünüyordu. Toprak sürekli ıslaktı. Bir tuhaflık vardı ama adını koyamıyordum.
Bir akşam babam yanıma geldi. Sessizce çama baktı. Sonra toprağa eğildi. Elini içine soktu ve uzun süre öyle kaldı. Hiç konuşmadı.
Ben ise sabırsızdım.
“Bir sorun mu var?” dedim.
Başını kaldırmadan cevap verdi:
“Bazen iyi yapmak, iyi etmek değildir.”
O cümle içimde yankılandı ama anlamını hemen kavrayamadım.
Ertesi gün çamın bazı dalları hafifçe sararmaya başladı. O an içime ilk kez bir korku düştü. Çünkü o ağacın değişmesi, sanki benim de değişmem demekti.
Su, Sevgi ve Fazlalığın Ağırlığı
Ben çama iyi bakmak istiyordum. Onu seviyordum. Belki de sorun buydu: fazla sevmek.
Her sabah gidip toprağı kontrol ediyordum. Kuru mu, değil mi diye bakıyordum. Ama artık toprak hiç kurumuyordu. Sürekli nemliydi. Hatta bazen su birikiyordu.
O gün defterime ilk kez endişeyle yazdım:
“Sanırım fazla sulamış olabilirim.”
Ama içimdeki o inatçı taraf bunu kabul etmek istemedi. “Ağaçtır, dayanır,” diyordum kendime. “Su iyidir.”
Yanılmışım.
Çam fazla sulanırsa kökleri nefes alamazmış. Toprak suyla dolunca hava kalmazmış. Kökler çürümeye başlarmış. O zaman öğrendim.
Ama öğrenmek yetmiyordu. Çünkü artık geç kalmıştım.
Babamın Sessizliği ve Gerçekle Yüzleşme
Bir akşamüstü babamla birlikte bahçeye çıktık. Güneş batmak üzereydi, gökyüzü turuncuya dönmüştü. O çamın önünde durduk.
Babam uzun süre ağaca baktı. Sonra bana döndü.
“Sen onu boğmuşsun,” dedi.
O an kalbime bir şey saplandı. Çünkü o cümle sadece bir ağacı değil, içimdeki bütün iyi niyeti de kırdı.
“Ben sadece iyi olmasını istedim,” dedim.
“Biliyorum,” dedi. “Ama bazen iyi niyet, yanlış ellerde zarar olur.”
O gece uzun süre uyuyamadım. Pencereyi açtım, rüzgâr içeri doldu. Kayseri’nin o sert rüzgârı yüzüme çarparken, içimde garip bir boşluk vardı. Sanki ben de o çam gibi fazla yüklenmişim, fazla düşünmüşüm, fazla hissetmiştim.
Toprağın Sessiz Çığlığı
Ertesi gün çamın yanına tek başıma gittim. Toprak hâlâ ıslaktı. Ayağım çamura battı. Elimi toprağa koyduğumda soğukluk içime işledi.
O an fark ettim: doğa bağırmaz. Sessizce bozulur.
Çamın bazı dalları tamamen sararmıştı. İğneleri dökülmeye başlamıştı. Ama hâlâ oradaydı. Hâlâ direniyordu.
Ona baktım ve içimden şunu geçirdim:
“Ben seni koruyamadım.”
Bu cümleyi kimse duymadı ama ben içimde defalarca söyledim.
Çam Fazla Sulanırsa Ne Olur? Öğrendiğim En Acı Gerçek
Günler geçti. Sulamayı kestim. Ama artık geç kalınmıştı. Çam yavaş yavaş eski canlılığını kaybediyordu.
O süreç bana bir şeyi öğretti: fazla ilgi, bazen bir tür ihmalmiş aslında. Çünkü doğru olanı yapmak yerine sadece “çok yapmak” yetmiyormuş.
Defterime şunu yazdım:
“Bir şeyi sevmek, onu sürekli beslemek değil; onu doğru anlamakmış.”
O cümleyi yazarken içimde hem bir pişmanlık hem de garip bir farkındalık vardı. Hayal kırıklığı yaşıyordum ama aynı zamanda büyüyordum. Çünkü ilk kez, hatamı gerçekten görüyordum.
Çamla Aramdaki Görünmez Bağ
O çam artık sadece bir ağaç değildi. Benim iç dünyamdı.
Onu fazla suladığım her an, aslında kendi duygularımı da taşırmışım. Kaygımı, kontrol etme isteğimi, “iyi yapıyorum” sanma halimi…
Çam kurudukça ben de içten içe duruluyordum. Sanki doğa bana aynalık yapıyordu.
Bir gün oturup uzun uzun ağacın yanında kaldım. Rüzgâr dallarını hafifçe sallıyordu. O an şunu düşündüm:
“Belki de bazı şeyleri bırakmayı öğrenmek gerekiyordur.”
Bu düşünce bile zor gelmişti.
Kayseri Rüzgârında Bir Ders
Zamanla çam tamamen ölmedi. Ama eski haline de dönmedi. Arada yeşeren küçük dallar vardı. Hayat, tam da böyle bir şeydi belki de: tamamen yok etmek değil, yarım bırakmak.
Babam bir gün yanımda durdu ve şunu söyledi:
“Doğa da insan gibi. Fazlasını kaldırmaz.”
O cümleyi o gün daha iyi anladım.
Çünkü ben de fazlaydım bazen. Fazla düşünce, fazla kontrol, fazla korku…
İçimde Kalan Son Defter Sayfası
Sitemizden Önerilen: Nabız 45 olursa ne olur ?
Defterimi açtığımda son sayfaya şunu yazdım:
“Çam fazla sulanırsa ölür. Ama ben onu sularken aslında kendimi de öğrenmişim.”
O satırları yazarken içimde garip bir sakinlik vardı. Hayal kırıklığım hâlâ duruyordu ama artık ağır değildi. Yerini kabulleniş almıştı.
Bahçeye son kez baktım. Çam hâlâ oradaydı. Belki eskisi gibi değildi ama tamamen yok olmamıştı.
Ve ben ilk kez şunu anladım: bazı şeyler kurtulmaz, ama öğreti bırakır.
Cays sayfamızı ziyaret ettiğiniz için teşekkürler. “Çam fazla sulanırsa ne olur” hakkındaki düşüncelerinizi bizimle paylaşın!